Portakal Haber Ajansı
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

ÖNEMLİ LİNKLER



Nöbetçi Eczaneler

İPİN Ucuna DİKKAT Ediniz.!

İPİN Ucuna DİKKAT Ediniz.!

Tarih 11 Ağustos 2019, 01:49 Editör Seçme Yazarlar

Aziz Dolu Atabey'in ANTALYA-Serik'te 2008'de yazdığı bir ANALİZ yazısı, halen güncelliğini koruduğundan, 24 KASIM 2017'de, Kamu'dan HABER, www.kamudanhaber.net web sitesinde yayımlanan bu yazısını, 2 günden beri sosyal medyada değişik zamanlarda haber paylaşımı yapmış olduğundan, kendisinden FAHRİ Yazarlık konusunda izinli olduğumuzu hatırlayıp, bu "İPİN UCUNU Puştun ELİNDEN Almak" başlıklı yazısında İPE ve UCUNA DİKKATİNİZİ çektik... Pha/S.paşa-TEKİRDAĞ/YerelHABERMerkezi-YORUM-Haber-Politika/Türkiye

İPİN Ucuna DİKKAT Ediniz.!
Aziz Dolu Atabey'in ANTALYA-Serik'te 2008'de yazdığı bir ANALİZ yazısı, halen güncelliğini koruduğundan, 24 KASIM 2017'de, Kamu'dan HABER, www.kamudanhaber.net web sitesinde yayımlanan bu yazısını, 2 günden beri sosyal medyada değişik zamanlarda haber paylaşımı yapmış olduğundan, kendisinden FAHRİ Yazarlık konusunda izinli olduğumuzu hatırlayıp, bu "İPİN UCUNU Puştun ELİNDEN Almak" başlıklı yazısında İPE ve UCUNA DİKKATİNİZİ çektik...
"İpin Ucunu Puştun Elinden Almak" başlıklı O Yazı aşağıdadır: 
Meşhur hikâyedir. Vakti zamanında genç bir adam, medrese eğitimini tamamlayarak bir camiye imam olarak atanır. Ne oldum demeye kalmadan da ilk cuma namazı gelip çatar. Genç imam, heyecanlıdır; telaşlanır haliyle. Caminin yaşlı hatibinden yardım ister. Hatip, anasının gözü… Bir çare düşünür. Hatibe ayrılan mahâl ile mihrap arasına bir ip çekerler. İpin ucunu da halka şeklinde bağlarlar. Delikanlı, hutbe için mihraba çıktığında bu halkayı ayak başparmağına geçirecektir. Olur da bir hata filân yapacak olursa, yaşlı hatip ipi çekecektir. Neyse uzatmayalım salâydı, kâmetti derken bizim delikanlı, hutbe için mihraba çıkar. İpin halkasını, kaşla göz arasında ayak başparmağına geçirir ve merasime başlar:
–Estağfurullah, estağfurullah!..
Hatip, hemen ipi çeker.
–Estauzubillah, estauzubillah!..
İp, bu kez daha şiddetli çekilir. Genç imam, çaresizlik ve utanç içinde birkaç kelime daha sayıklasa da durum değişmez. Yaşlı hatiple, bir an göz göze gelirler. İşin içinde, bir puştluk olduğunu anlamıştır. Bir yandan sarığını-cüppesini çıkarırken, bir yandan da cemaate seslenir:
–Ey cemaat-i müslimin hakkınızı helal edin. Benden size imam olmaz, der. İpin ucu puştun eline geçti bir kere!..

Gelelim, meselenin aslına. Yaşlı hatibin mektep-medrese kaçkını, işsiz-güçsüz bir oğlu vardır. Cemaati ikna ederek, camiye ücretli imam yapmaya çalışmaktadır. Devletin gönderdiği kadrolu imam, oğlu için hazırladığı tertibi (plan) suya düşüreceği için böyle bir yola başvurmuştur. (Yeri gelmişken.. Yaradan’ın, dünden-bugüne bizi de epeyce bir puştla imtihan etmişliği vardır dostlar.)
Aslına bakarsanız (hadd-i zatında) Türkiye’nin durumu tutumu da (hâl-i pürmelâli) tıpkı bu öyküde geçen olaylarla benzerlikler gösterir. Türk Solu, Sovyetlere peyk (uydu) olalım derken; Türk Sağı da ABD ile uyuşalım mantığı içerisinde hareket etmiştir yıllar yılı. Bu uyuşmanın zaman zaman ‘kapatma’ hallerine düşülecek kadar seviyesizleştiği de vakidir. Bağımlılık meselesidir asl’olan. Kemendin çemberi, Türkiye’nin boynunda; kemendin ucunu ABD, eline dolamış... Yani ABD, velinimet; Türkiye, Deli Hikmet!.. Kısacası (vel-hâsıl) ipin ucu puştun eline geçmiştir bir kere. Kurulan hükümetler kukla olmasalar da kuşatılmışlardır. Bu yüzden de iktidara gelenlerin birçoğu uzun ömürlü olamamıştır. Muktedir olanlar zaten bir elin parmaklarını geçmez.

Türk Solu gayet riyakârane yani ikiyüzlü bir biçimde “Kahrolsun Amerika!” der. İyi de sormazlar mı adama: Marshall Planına onay verip, 1947’de ipin ucunu ABD puştuna teslim eden siz değil miydiniz ağalar, diye. O puşt ki, senin ülkende; senin başbakanının, bakanlarının ipte sallandırılmasına bile dahletmiştir. Ve sen, timsah gözyaşları dökercesine ‘kahrolsun’ nidaları atıyorsun. Kıçında, Amerikan donu; cebinde, Amerikan sigarası; elinde, Amerikan kolası... Daha düne kadar, cüzdanında Amerikan doları istiflemen de cabası!..
Menderes’in dramının perde arkasında, Kıbrıs’tan vazgeçmemek; ABD’nin vermeye yanaşmadığı sanayi kredilerini, Rusya’dan almaya teşebbüs etmek; NATO’dan çıkma sinyalleri diye giden bir dizi sebep yatar. 2 Temmuz 1960’da çıkacağı Rusya gezisi de cabası. Ankara ile Moskova arasında çok önemli anlaşmalara imza atılması beklenen bu tarihî geziye 35 gün kala, yapılan darbenin yurt içinde ve dışında kimlerin işine yaradığını iyi tahlil etmelisiniz. 1950 yılında, Kore’de, -belki de- denize dökülmekten kurtardığımız Amerika’nın dostluğunu (!) da tabi ki. Bu arada, Atatürk’ten sonra, Suriye’ye ordu göndermeye kalkanikinci liderin Menderes olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.
Asala terörü ve Ermeni soykırımı yalanı 1974 Kıbrıs Barış Harekâtına ve Türkiye-Rusya yakınlaşmasına bir tepkidir aslında. O dönemde Abdullah Çatlı’nın, katıldığı bir toplantıda MİT yetkililerine hitâben sarf ettiği sözler hafızalara kazınmıştır. "Bana izin verin. Eiffel (Eyfel) Kulesinin tek bacağına C4'leri döşeyip, patlatayım. Daha sonra Fransa ne dediğimizi anlayacaktır."  diyen Çatlı,  Asala’ya destek veren Fransa ile anlayacağı dilden konuşulması taraftarıdır. Devlet, Asala’ya karşı, onun yöntemleriyle hem de Atina, Paris gibi Avrupa şehirlerinde mücadeleye girişince astarın pahalı olduğunu anlayan şer odakları, bu kez de PKK terörünü sahneye koymuşlardır. Asala’nın, Bekaa ve Beyrut’ta yapılan bir dizi gizli görüşmede varılan mutabakat neticesinde 1987 yılında militanları ile askerî ve lojistik malzemelerini PKK’ya devrettiğini dünya-âlem bilmektedir. Üstelik bu çıban Türk ülkesinde, İslâm topraklarında ve Müslüman kanlarıyla vücut bulmuştur. İlk başlarda PKK’nın ayak takımı Kürt/Gurmanç olmakla birlikte; yönetenler ekseriyetle Ermeni, Süryanî ve sairedir. Güvenlik güçlerince ele geçirilen ‘sünnetsiz’ zırtapozlar da, sözüm ona takım komutanlığı yapan bu gayrimüslimlerdir. Namazla alay eden; domuz eti yiyen; biraz Zerdüşt, biraz berduş puştların izahı budur cancağızlar.
Batı ülkelerinin öngörülerini (tahmin) altüst ederek; Kıbrıs’a, başarılı bir çıkarma harekâtı yapan Türkiye, dünya kamuoyunun gündemine bomba gibi düşmüştür. Viyana bozgunu ile başlayan ricata (çekilme) Sakarya’da bir son veren Anadolu Türklüğü, Kıbrıs çıkarması ile de ilerlemeye başlamıştır.
Hem de Avrupa’ya karşı!.. 
Tabi bu başarının ardından, dost ve müttefik ABD ve onun yanaşmalarının Türkiye’ye yönelik silah ambargosu gelir. Sağ-Sol meselesi, Alevî-Sünnî meselesi, Güneydoğu meselesi, iktisadî buhranlar (kriz), irtica lâkırdıları ülke gündeminde sıraya girer. 1923’te Türkiye’de bir millî devletin kurulmasının hemen akabinde 1925-26 yıllarında Türkmen Kaçar Hanedanlığını yıkarak;  İran’da Farisî Rıza Pallanî’yi “Şah Rıza Pehlevunvanı ile başa getiren Batı (özellikle İngiltere ve Rusya), Humeyni Devrimi ile ters köşe olunca Türkiye tekrar ‘cicim’ olur. 12 Eylül darbesi, bu açıdan ABD ile kıyılan kanlı bir nikâhtır. Daha doğrusu nikâh tazeleme!..
Türkiye ile ilgili olaylara, gelişmelere geniş bir açıdan bakacak olursanız her şeyi daha bir berrak göreceğinizden emin olabilirsiniz. Misal 1983’te Atatürk Barajının temeli atılır. GAP hayali, gerçeğe döner bir yerde. 1984’te Eruh-Şemdinli baskınları ile PKK doğar. Rastlantı mıdır, rast gelen bir hançer mi? Özal’ın hatası “üç-beş çapulcu” gafı, gafleti olur. Kıbrıs’ta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ilânı (1983) da var bu arada. Ve Kıbrıs, Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’e açılma sürecinin başlangıç noktasıdır. Haliyle Ortadoğu’ya da!..
Körfez Savaşı öncesi Türkiye’nin en büyük ticarî ortağı (partner) Almanya ve Irak’tır. Sonra Irak kaybedilir. Kerkük-Yumurtalık kaybedilir. Türk tarımı ve hayvancılığı bile bir yerde kaybedilir. Güneydoğuda hayvancılık biter. Bölge insanı açlık ve yoksulluğa gark olur. PKK azar. İran-Irak savaşında Humeyni ile anlaşarak Saddam’a başkaldıran Peşmergelerin, savaştan sonra Saddam’la baş başa kalmaları; Saddam’a bağlı güçlerin, kimyasal silah da kullanmak suretiyle Halepçe’de sivil halkı katletmesi; toplukıyımdan (katl-i âm) kaçan Peşmergelerin büyük kitleler halinde Türkiye’ye sığınmaları (1988 sonları) diye giden süreci paravan olarak kullanan PKK, Güneydoğu kırsalına iyice yerleşir. 1992 yılında, Şırnak’ta, Nevruz Bayramı etkinliklerini kullanarak halk ayaklanması başlatmaya çalışan PKK, yöre halkının sağduyusu ve güvenlik güçlerinin serinkanlılığı sayesinde başarısızlığa uğrar. PKK’nın ağır kayıplar verdiği bu olay, örgüt içinde de kırılmalara yol açmıştır. (...)

Bu haber 132 defa okunmuştur.

Twitter  Facebook  Google  Delicious  FriendFeed  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Türkiye

AB Türkiye Delegasyonu, Bakan Yardımcısı Fatma Varank ve Muhalefetle Türkiye'de; Kentsel Ulaşımın Desteklenmesi Amacıyla YÜRÜYECEK..!

AB Türkiye Delegasyonu, Bakan Yardımcısı Fatma Varank ve  Muhalefetle Türkiye'de; Kentsel Ulaşımın Desteklenmesi Amacıyla YÜRÜYECEK..! 16.09.2019'da ANKARA'dan ulaşan bilgiye göre; Avrupa Komisyonu, temiz hareketlilik ve sürdürülebilir kentse...

Tekirdağ Süleymanpaşa'da Hava Kalitesi Son Üç Yılda Arttı

Tekirdağ Süleymanpaşa'da Hava Kalitesi Son Üç Yılda Arttı Temiz Hava Hakkı Platformu’nun 3 yıllık hava kirliliği raporlarına göre Tekirdağ-Süleymanpaşa hava kalitesini arttı...
İSTANBUL SEYAHAT SOSYAL YÖNÜ OLAN BİR İŞLETMEDİR15 Ağustos 2019

ANKET

SANAL BASIN'ın İnternet Tiraj Değerlendirmelerini İnandırıcı Buluyormusunuz? SANAL BASIN'ı Ne Kadar Önemsiyorsunuz?






Tüm Anketler

Şans Oyunları

booked.net

Dost Siteler





















sanalbasin.com uyesidir Toplist25
Twitter Facebook

Tüm hakları Portakal Haber Ajansına aittir kaynak belirtilmeden yazı ve görsellerin kullanılması yasaktır (c) 2013..2018 | Powered by SoykanSoft
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi