Portakal Haber Ajansı
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
Foto HaberK.KoşullarıKünyeReklamTP - PH Arşiv

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

ÖNEMLİ LİNKLER



Nöbetçi Eczaneler

Bir Garip Türk Milliyetçiliği

Bir Garip Türk Milliyetçiliği

Tarih 07 Mayıs 2019, 02:43 Editör Seçme Yazarlar

Aziz Dolu Atabey kadeşimizin, ANTALYA-Serik-03.05.2009 tarihinde kaleme alıp, kendi adını taşıyan; azizdolu.wordpress.com WEB sitesinde yayımlayarak, son düzenlemesini;13.05.2009 tarihinde yaptığı, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ Üzerine yazılan bu değerlendirme, inceleme yazısının, son tespitlere göre; gençler tarafından İLGİ duyularak GÜNCELLEMELERİ yapılan, ATATÜRKÇÜLÜK ve MİLLİYETÇİLİK görüşlerimize yeni bir UFUK ve Soluk getirir düşüncesiyle bize anımsattığı, bir SOSYAL Medya Paylaşımından alınarak, dikkatinize sunulmuştur... Pha/S.paşa-TEKİRDAĞ/YerelHABERMERKEZİ-Sosyal-MEDYA-Politika/Türkiye

Bir Garip Türk Milliyetçiliği
Pha'nın NOTU: Aziz Dolu Atabey kadeşimizin, ANTALYA-Serik-03.05.2009 tarihinde kaleme alıp, kendi adını taşıyan; azizdolu.wordpress.com WEB sitesinde yayımlayarak, son düzenlemesini;13.05.2009 tarihinde yaptığı, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ Üzerine yazılan bu değerlendirme, inceleme yazısının, son tespitlere göre; gençler tarafından İLGİ duyularak GÜNCELLEMELERİ yapılan, ATATÜRKÇÜLÜK ve MİLLİYETÇİLİK görüşlerimize yeni bir UFUK ve Soluk getirir düşüncesiyle bize anımsattığı, bir SOSYAL Medya Paylaşımından alınarak, dikkatinize sunulmuştur... Aziz DOLU Atabey, 03.05.2019 günü paylaştığı bu yazısının PAYLAŞIM sunumununda; "Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum, böyle öleceğim. Türk Birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır."
Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'
ün sözlerini vermiştir, buradan aynen aktarılmıştır: 
Milliyetçilik olgusu, yüzyılı aşkın bir süredir insanlarımızın zihnini meşgûl eden en temel meselelerden biri olmuştur. Aslında milliyetçilik, İran’ı boydan boya geçerek, Akdeniz’e kadar gelen ve dönüşte İranlılar tarafından verilen bir barış yemeğinde -yiyeceğine zehir katılarak- kahpece öldürülen (Ki öldüğü tarih, bugün İran’da hâlâ millî kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır.) Alp Er Tunga’dan başlayıp, günümüze kadar gelen süreçte; yöneteniyle, yönetileniyle bütün Türklerin yüreğinde taşıdığı doğal bir histir. Bu his sadece vatan sevgisi, -Türk milletine- mensubiyet duygusu, devlete sadakat… gibi kadim (klasik) söylemler bir yana; evrensel bir gerçekliğe (mahiyet) de sahiptir. Şöyle ki, Türklerin hâkimiyet kurdukları ülkeler -önceki adları ne olursa olsun- “Türkeli” olarak adlandırılmıştır. Söz gelimi, bizim -maalesef- Memlûklar (Kölemenler) olarak adlandırdığımız Kıpçak-Çerkez birlikteliği ile kurulmuş devletin adı Arap kaynaklarında “Ed-Devlet’it Türkiya” olarak geçmektedir. Bu ve benzeri misâllerden hareketle, bilim adamları “el (il)” sözcüğünün ülke (yurt) anlamına geldiğini düşünmüşlerdir. Oysa yeni bulgular, bu sözcüğün “barış” anlamına da geldiğini ve  “Türk eli” söyleminin, “Türk barışı” veya “barış ülkesi” anlamlarında da kullanıldığını ortaya koymuştur. Hatta “Elçiye zevâl olmaz.” sözü bu görüşü doğrular niteliktedir. Hâl böyle olunca “Tanrı gibi Tanrı” olan yani eşi benzeri olmayan gökteki Tanrı’dan (Kuran’da geçen “yerlerin ve göklerin rabbi olan Allah” söylemiyle benzerliğe dikkat edin.) “dünyaya düzen verme (nizam-ı âlem)” yetkisini alan; sonrasında Kur’an-ı Kerim’e vakıf olarak, bu yetkiyi ilâhî nitelikli bir yasal zemine oturtan -adına Türk milliyetçiliği dediğimiz- evrensel bir duruş karşımıza çıkmaktadır.   

Günümüzde, Türk millî duruşunun yani Türk milliyetçiliğinin bazı sorunlarla karşı karşıya olduğu malûmunuzdur. Zira birtakım meseleler, kısır çekişmelerle daha da karmaşık bir hâle sokulmakta; Türk milliyetçiliği, devamlı surette yeni açmazlarla karşı karşıya bırakılmaktadır. Bu noktada “Türk milliyetçiliğinin açmazları nelerdir?” diye bir soru yöneltildiğinde; milliyetçiliği beylik lâflarla (slogan), kitap isimleriyle yani telkin (propaganda) benzeri hareket tarzları ile açıklamaya çalışan milliyetçiler hiç akla getirilmemektedir. Oysa bilimsel verilere dayanan kültür milliyetçiliği yerine, birçoğu üç-dört sözcükten öteye geçmeyen bildik (klişe) cümlelerle ortaya konmaya çalışılan sığ bir görüntüyü milliyetçilik olarak, daha doğrusu geleceğin güvencesi (sigorta) olarak sunmak olsa olsa safdilliktir. Zira bu sığ görüntülerin etkisi ancak yatsıya kadar etkili olmaktadır. Sonrası ise daha da vahimdir. Çünkü millete rağmen milliyetçi olmak gibi garabet bir durumla karşı karşıya kalan milliyetçiler, bir yerde aşağılık kuruntusuna (kompleks)  kapılmakta; hatta “Bu milletten adam olmaz!” türü lakırdılarla da bu kuruntularını dışa vurmaktadırlar. Bu arada, “Herhangi bir millete bağlılık (mensubiyet) hissi duymayan yani milliyetçilik duygusu taşımayan bir insan var mıdır şu yeryüzünde?!.” biçimindeki bir soru da ayrı bir çelişki (ironi) kaynağıdır.

1940’lı yılların başından itibaren Türk devriminde sapmalar, yozlaşmalar baş göstermiştir. Söz gelimi (misâl) Cumhuriyetçiliğimiz, İngilizlerinkine; Halkçılığımız, Amerikalılarınkine; Laikliğimiz, Fransızlarınkine; Devletçiliğimiz, Ruslarınkine; İnkılâpçılığımız, Araplarınkine ve nihayetinde Milliyetçiliğimiz de Almanlarınkine benzemeye başlamıştır. Bu noktada, bir gerçeğin altının önemle çizilmesi gerekmektedir. Bu gerçek de, milliyetçiliğin birkaç damla kanla ölçülemeyeceği; böyle bir anlayışın olsa olsa ilkellik olacağı gerçeğidir. Çünkü binlerce yıllık tarihimiz incelendiği zaman da görülmektedir ki, milletimiz bu tür ilkel duygu ve düşüncelere hiçbir zaman tenezzül etmemiştir. Aldığı ülkeleri “Hun” kabul eden Mete Han’dan, yeryüzündeki insanları yönetmek için Tanrı’dan kut (ilâhî izin) aldığını söyleyen Bilge Kağan’a; dahası “Davamız, kuru cihangirlik kavgası değildir.” diyen Osmanlı’ya kadar geçen sürede Türk milliyetçiliği evrensel barışı, huzuru tesis etmede -dinlerin insanî ve toplumsal boyutunu saymazsak- en güzide insanî duruştur. Ve bu duruşu yok sayarak, tarihin en ilkel milliyetçiliklerinden biri olduğu su götürmez bir gerçek olan Alman milliyetçiliğinden etkilenmenin; “yedi iklime hakanlık”, “kızıl elma”, “nizam-ı âlem (dünya düzeni)”, “cihan hâkimiyeti (dünya egemenliği)” diye giden ve “ufukların efendisi” olmayı ülkü (gâye, idea) edinen, dahası Maide Suresi ile de müjdelenen Türk’e ne kazandırdığının yahut ne kaybettirdiğinin bile doğru dürüst bir tahlilinin yapılmamış olması da geleceğimiz (istikbâl) ve varlığımız (bekâ) açısından -belki de- telâfisi mümkün olamayacak zararlara yol açmıştır. Bildiğiniz gibi milliyetçilik, dindarlık, demokratlık… diye giden kavramlar insana özgü vasıflara işaret eder. Bir insan, bu vasıfların birine veya birkaçına sahip olabilir. Yukarıda sözünü ettiğimiz hazin durumun bir diğer benzeri de burada karşımıza çıkmaktadır. Çünkü milliyetçiliğin, bir fırkaya (party); dindarlığın, öteki fırkaya; demokratlığın, bir diğerine havale edilmesi ya da öyle algılanması sorunu (mesele) milletimizin ufkunu karartan bir at gözlüğü, ayağına vurulan bir köstek (pranga) gibi kötü (elim) sonuçlar doğurmaktadır. Kimilerinin “Atatürk devrimi” olarak adlandırdığı Cumhuriyet dönemi değişim ve yenilik hareketlerini, bizzat Atatürk “Türk inkılâbı/devrimi” olarak tanımlamıştır bu arada..

Türkiye’de, milliyetçiliğin bir de sağ-sol bakış açılarıyla açıklanması (izâh edilmesi) meselesi vardır.
Atatürk’ün altlarına verdiği özel (hususî) fırkayı (party) amiral gemisi yaparak yoluna devam eden sol, Atatürk ilkelerinden biri olan Milliyetçilik söz konusu olduğunda “redd-i miras” yoluna gitmiş ve milliyetçiliği “faşizm” olarak nitelemiştir. Zaten sol, kendisi gibi düşünmeyen her türlü duruşu “faşist” olarak damgalamayı -neredeyse- gelenek hâline getirmiştir. Sol’un daha ılıman kesimleri ise Fransız aksanlı, Cermen eğilimli (tandans) ulusçuluğu benimser bir havaya bürünmüşlerdir.

Sağ’ın milliyetçiliğine gelince, onlar da milliyetçiliğin bilimsel ve kültürel kaynaklarını bir tarafa bırakarak; milliyetçiliği, “sağ” olmayanlara karşı bir yerde siyasî dayanak (argüman) olarak kullanmıştır. Yine bir olumsuz tutum ve davranış da, “sağ” olmayanlara karşı sergilenen soy, sop; kan, gen merkezli şüpheciliktir.

Hâlihazırda iki tarafın da sergilediği bu duruş bilimsellikten uzaktır. Zira iki bakış açısının da Buharalı Mehmet Ziya Gökalp, Kırımlı İsmail Gaspıralı… neyse de; baba tarafı Arnavut Mehmet Âkif’in, Arap kökenli Cenap Şahabettin’in… hangi kefeye konulacağına ilişkin (dair) belirsizliği ortadan kaldıramadığı aşikârdır. Hatta bu belirsizlik, Türkiye’nin büyüyüp, yeni bir Osmanlı, yeni bir Selçuklu olmasının önündeki en büyük engellerden de birisini oluşturmaktadır. O hâlde yapılması gereken şey bilimsel verilerden, kültürel değerlerden esinlenerek -millî birlik ve beraberlik kaygılarını da giderecek- yeni bir milliyetçilik tanımını kaleme almaktır. Bu tanımın özünü ise, “ilâhî” nitelikli yetki ve sorumluluk bilinci (şuur) oluşturmalıdır.

Dünya tarihi incelendiğinde de tanık olunduğu üzere Türk, yeni bir dünya (cihan) devleti ortaya koymada hiç bu kadar gecikme yaşamamıştır. Bu gecikme Türkiye’ye kan kaybettirmektedir. Dahası Türkiye’yle birlikte, Türk ve/veya İslâm dünyası (âlem) da kan kaybetmektedir. Bering Boğazı’ndan, Cebelitarık’a; Malezya’dan, Macaristan’a kadar uzanan ve Türk mavisine (turkuaz) kesmesi gereken ufuklar kızıla boyanmıştır.
Ufukların efendisi Osmanlı’nın aziz hatırası mazlum halkların gönüllerini hâlâ yakıp durmaktadır. Urumçi’deki Uygur, Bosna’daki Boşnak, Kırım’daki Tatar, Libya’daki Avşar ve hatta Cezayir’deki Arap… Maide Suresi’nde bildirilen müjdenin gerçekleşeceği günlerin özlemiyle yanıp tutuşmaktadır.
Hâliyle bu özlemin gideril(ebil)mesinin Allah’ın iyiliği (inayet), son peygamberin ruhanîliği (ruhaniyet), Bilge Kağan’ın isteği (vasiyet) ve dahi Mustafa Kemal Atatürk’ün sezgisi (feraset) ile mümkün olacağı, olabileceği de unutulmamalıdır. Neyse canlar!.. Gelin şimdi yönümüzü kıbleye verip, ellerimizi gökyüzüne salalım. Gönlümüzü göklerin Tanrı’sına açıp; Türk Birliği için dua edelim.
Ne buyurmuş? “Dua, müminin silahıdır.” Kim buyurmuş? Son Peygamber!.. Sonrası mı?  İman ve tevekkül…
Aziz Dolu Atabey
Serik-03.05.2009
Düzenleme:13.05.2009

Bu haber 94 defa okunmuştur.

Twitter  Facebook  Google  Delicious  FriendFeed  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Sosyal Medya

FUTBOL SADECE FUTBOL DEĞİLDİR

FUTBOL SADECE FUTBOL DEĞİLDİR "FUTBOL SADECE FUTBOL DEĞİLDİR" başlıklı yazı; Aziz Dolu Atabey'in ANTALYA- Serik-12.05.2012 tarihli bu yazı az...

Lazlar ve Lazca Üzerine Notlar!

Lazlar ve Lazca Üzerine Notlar! SOSYAL Medya paylaşımına Aziz DOLU Atabey'in kendisininin Mahiye Morgül'den aldığı 29.02.2016 tarihli bir B...
Sosyal MEDYA'dan GAZETECİLERE Güzelleme..!14 Haziran 2019

ANKET

SANAL BASIN'ın İnternet Tiraj Değerlendirmelerini İnandırıcı Buluyormusunuz? SANAL BASIN'ı Ne Kadar Önemsiyorsunuz?






Tüm Anketler

Şans Oyunları

booked.net

Dost Siteler





















sanalbasin.com uyesidir Toplist25
Twitter Facebook

Tüm hakları Portakal Haber Ajansına aittir kaynak belirtilmeden yazı ve görsellerin kullanılması yasaktır (c) 2013..2018 | Powered by SoykanSoft
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi